Ana Sayfa Konya Mevlana Dergâhı – Konya

Mevlana Dergâhı – Konya

Konya’nın kalbi durumundaki Mevlâna Dergâhı’na, Âsitâneye Selçuklular, Karamanoğulları ve Osmanlı Cihan Devleti dönemlerinde sultanlar, beyler ve paşalar tarafından yakın ilgi gösterilmiş, her türlü destek sağlanmıştır.

Dergâhın esas girişi olan “Dervîşân Kapısı”nın üzerindeki kitabe size “Dedegân Hücreleri”nin Sultan 3.Murad tarafından yapıldığını fısıldar. Huzûr’a girmeden serinleyeceğiniz “Şadırvan” Yavuz Sultan Selîm’in hayrı, musluklarından içeceğiniz birkaç yudum “Çayırbağ” suyu da onun vakfıdır.

Bu yazımızda sizlere Mevlana Dergahı hakkında detaylı olarak bilgi veriyoruz. Eğer Mevlana Müzesini ziyaret etmeyi planlıyorsanız bu gezinize rehberlik edecek 👉Mevlana Müzesi Gezi Rehberi yazımızı okuyabilirsiniz.

Mekke ve Medîne’nin hâ- kimi ve hâmîsi değil hâdimi (hizmetkârı) olan büyük hükümdar, sanki hizmete Hz. Pîr’in dergâhında devam etmek ister gibidir. “Semâhâne” ve “Mescid” bölümlerini  Kanunî devri eseri olması, Muhteşem Süleyman’ın, babasının hassasiyetini devam ettirdiğinin açık bir işaretidir.

Mevlana Külliyesinin Bölümleri

GÜL BAHÇESİ

Selçuklu Sarayına âit olduğu ifâde edilen Gül Bahçesi, Sultan Alâeddin Keykubâd tarafından, dâvetini kırmayıp Karaman’dan Konya’ya gelen Mevlânâ’nın babası Sultânü’l-Ulemâ BahâeddinVeled’e hediye edilmiştir.

BahâeddinVeled 1231 yılında vefat edince, “kendisinin, çocuklarının ve ahfâdının kabirlerinin burada bulunması- nı arzu ettiği” vasiyeti uyarınca, Gül Bahçesi’ne defnedilir. Daha sonra Hz. Mevlâna’nın oğlu Alâeddin Çelebi, yakın dostu Selâhaddin Zerkûb ile 1273 yılında Hakk’a kavuşan Hz. Mevlâna da bu bahçeye defnedilir.

DERVÎŞÂN KAPISI

Mevlâna Müzesi’nin meydana açılan batı yöndeki cümle giriş kapısıdır. Mevlevî dervişleri bu kapıyı kullandıkları için Dervîşân Kapısı adıyla anıla gelmiştir.

Kapı kemerinin üzerine Dedegân Hücreleri ve Dervîşân Kapısının Sultan III. Murad tarafından yaptırıldığını gösteren inşâ kitabesi ile daha sonra onarımı gerçekleştiren ve Adlî mahlasıyla şiirler yazan Sultan II. Mahmud’un tuğrası konulmuştur.

Kitabede:
Selîm Hân oğlu Şâh Sultân Murâd Hân
Bu hânkâhı yapıp binâ eyledi
Mevlevîler burada oturalar
Her seher Kur’ân ve duâ okunarak irşâd olalar
Gönül bu binâyı görüp târîh söyledi:
Yapılan binâlar (dedegân/dervîşân hücreleri) cennet
evlerine benzedi – 1584”.
Tuğrada: “Mahmûd Han Bin Abdülhamîd
el-Muzaffer Dâ’imâ-Adlî” yazılıdır.

ÇELEBİYÂN KAPISI

Dergâhın kuzey kapısıdır. Çelebi Evine ve Çelebilerin ikamet ettiği mahalle açıldığı ve Çelebi Efendilerce kullandığı için Çelebiyân Kapısı olarak adlandırılmıştır. Kapı kemeri üzerinde onarımı yaptıran Adlî mahlaslı Sultan II. Mahmûd’un tuğrası yer almaktadır.

HÂMÛŞÂN KAPISI

Dergâhın güneyinde Üçler Mezarlığına bakan kapısıdır. Osmanlı Sultanı II. Mahmûd tarafından yaptırılan söveleri gök mermerden, sundurması ahşaptan yapılan kapının üzerinde Sultanın Adlî imzalı mermerden yapılmış tuğrası mevcuttur. Bu kapı, hem Dergâhta görevli olanların Hakk’a vuslatlarından sonra ebedî istirahatgâhlarına uğurlandığı hem de ziyaret kastıyla hâmûşâna geçişi sağlayan kapı olduğu için bu adla anılmıştır.

PÎR KAPISI (KÜSTÂHÂN KAPISI)

Dergâhın doğusunda Gül Bahçesi’ne açılan kapıdır. Davranışları sebebiyle ihtar ve ikaz edilen, nihayet Dergâh’tan uzaklaştırılması gereken kişilere akşamdan sonra bu kapıdan yol verildiği için Küstâhân Kapısı olarak da isimlendirilmektedir.

TÜRBE GİRİŞİ

Tilâvet Odası kapısının önünde mermer şebeke ile çevrili küçük bir avludan müzenin iç kısmına girilir. Mermer söveli, basık kemerli kapının sitilize edilmiş bitki motifleri bulunan kanatları ahşaptan kündekârî tekniğiyle yapılmıştır.

Aynalığında Sultan Veled’e âit “Ey tâlib, öğüdümü canla başla kabûl et. Doğruların eşiğine baş koy” anlamındaki beyit ile giriş kapısının kanatlarının aynalığında 1926 yılında Müze Müdürü Yusuf Akyurt’un kûfî hattı ile “Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi” yazısı bulunmaktadır. Giriş kapısının en yukarısında Hattat Mehmed Sâdık tarafından altın varakla yazılmış “Yâ Hazret-i Mevlânâ” levhası, bunun altında Molla Câmî’nin, Hz. Mevlâna’nın türbesini ziyaret ederken söylediği:

“Ka‘betü’l-uşşâk baş ed in makâm
Her ki nâkıs âmed incâ şod tamâm”

(Bu makâm âşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlandı) beytinin celî ta‘lîk hattı ile yazılı olduğu levha ile daha altta Mevlânâ Dergâhı’nda esaslı onarımlar yaptıran Sultan II. Mahmûd’un altın varaklı tuğrası yer almaktadır.

TİLÂVET ODASI

Hz. Mevlâna’nın türbesinin bulunduğu “Dâhil-i Uşşâk” bölümüne geçişi sağlayan bir mekân olup, Dergâhların açık olduğu dönemde sabah namâzından sonra Kur’ân-ı Kerîm okunduğu için “Tilâvet Odası” olarak adlandırılır. “Bâb-ı Şerîf ” den girilen bu mekânın kubbesi kalem işi ve hat sanatı örnekleriyle bezelidir.

Tilâvet Odası’nda Osmanlı döneminin meşhur hattatlarının levhaları sergilenmektedir.

GÜMÜŞ KAPI

Tilâvet Odası’ndan türbeye geçişi sağlayan kapıdır. Sokullu Mehmet Paşa’nın oğlu Vezir Hasan Paşa tarafından yaptırılan kapı 1599 yılında türbeye hediye edilmiştir

KIBÂBÜ’L-AKTÂB

Huzur-ı Pîr’in güneyinde yerden 70 cm. yüksekliğinde doğu-batı yönünde uzanan mezar sandukalarının bulunduğu üzeri kubbelerle örtülü kısımdır. Gümüş kafesten itibaren boydan boya Sultan II. Mahmûd döneminde yaptırılan demir parmaklıkla ayrılmıştır.

Kıbâbu’l Aktâb’ın duvarları kalem işi ve yazılarla, kubbelerin etekleri salbek motifleriyle süslenmiştir. Kıbâbu’l-Aktâb, Hz.Mevlâna’nın türbesi ile türbenin doğu yö- nünde bulunan mezarları da içine almakta ve toplam 63 sanduka bulunmaktadır.

HUZÛR-I PÎR

Tilâvet Odasından, Dâhil-i Uşşâk da denilen Huzûr-ı Pîr’e Hasan Paşa tarafından 1599 yılında yaptırılmış olan gümüş kapıdan geçilir. Huzûr-ı Pîr; Gümüş kapıdan Hz.Mevlâna’nın türbesine kadar uzanan ve Kademât-ı Pîr denilen mekânın güney kısmında yer alan Hz. Mevlâna’nın ailesi ile Mevlevî büyüklerinin mezarlarının bulunduğu Kıbâbu’l- Aktâb, Post Kubbesi, aileyle birlikte Konya’ya gelen Horasan erenlerinin sandukaları ve külliyenin ilk yapısı olan Kubbe-i Hadrâ’dan meydana gelen alanın tamamına verilen isimdir.

Huzûr-ı Pîr’de sergilenen gümüş kandiller ile deve kuşu yumurtaları dikkat çekmektedir. Huzur-ı Pîr’de, türbeye doğru ilerlerken güney yönde iki mihrap bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Çelebi Hüsameddin’in sandukası önüne isabet eden sütunun kuzey yüzüne gri ve ak mermer kullanılarak yapılmıştır.

İki yanına dilimli sütunçeler yapılan mihrâbın ak mermer yerleştirilen alınlığına celî sülüs hattı ile Âl-i İmrân sûresinin 97. âyet-i kerîmesinin: “Oraya giren emniyette olur” bölümü yazılmıştır. Biraz ilerisindeki ikinci mihrab da Kubbe-i Hadra’nın kuzeybatı köşesindeki fil ayağının kuzey yüzünün içine oyularak yapılmıştır. Mihrâbın hemen üzerindeki mihrâbiyelikte “Kelime-i Tevhîd”, onun üzerinde ise müsennâ (aynalı) Allah lafzı yer almaktadır.

NİYÂZ PENCERESİ

Hz. Mevlâna’nın türbesi ile birlikte soyundan gelenlerin ve Mevlevî büyüklerinin mezarlarını görecek biçimde Dergâhın güney duvarına açılmış penceredir. Türbeye girilmeden gerçekleştirilen ziyaretlerde duâ bu pencereden okunur, bu pencerenin önünden niyazda bulunulurdu.

Pencerenin çini işlemeli kemeri üzerine kalem işi büyük bir Mevlevî sikkesi resmedilmiş, sikkenin üzerine ta‘lîk hattı ile Hz.Mevlâna’nın: “Yâ Hz. Mevlânâ! Ey keremde, yücelikte, nur saçıcılıkta güneşin, ayın ve yıldızların kendisine kul köle kesildiği güzel. Garip âşıklar senin kapından başka bir yol bulamasınlar diye, bütün kapılar kapatılmış, yalnız senin kapın açık bırakılmıştır.” rubâîsi yazılmıştır.

HZ. MEVLÂNA’NIN TÜRBESİ

Hz.Mevlâna’nın Hakk’a yürüyüşünden bir yıl sonra, oğlu Sultan Veled’den izin alınarak Selçuklu Sarayı’ndan Alâmeddin Kayser ile Emir Süleyman Pervâne’nin karısı Gürcü Hâtun tarafından 1274’te Tebrizli Mimar Bedreddin’e yaptırılır. Dört sütun (fil ayağı) üzerinde yükselen, güney cephesi kapalı diğer üç tarafı açık olan türbe, geleneğe uygun olarak mezar odası, gövde ve külâh kısımlarından oluşur.

Türbenin Karamanoğlu Alâaddin Bey tarafından yaptırılan on altı dilimli gövdesi ve külâhı, dışı turkuaz renkli çinilerle kaplandığı için “Kubbe-i Hadrâ” (Yeşil Kubbe) adını almıştır. Gövde ile külâh arasında, gövdeyi çepeçevre saran bir şerit hâlinde lâcivert zemin üzerine beyaz sülüs hattı ile Âyete’l-Kürsî yazılıdır. Sikke motifli, altın kaplı alemi bulunan türbenin yapım kitabesi yoktur.

Türbenin zaman zaman yenilenen çinileri son olarak 1964 yılı onarımında Kütahya’dan getirtilen çinilerle değiştirilmiştir. Hz. Mevlâna ve oğlu Sultan Veled’in sandukaları üzerinde Sultan II.Abdülhamid tarafından yaptırılarak Dergâha hediye edilen altın ve gümüş işlemeli pûşîde örtülüdür.

Sandukanın ön tarafında 1597 yılında Maraş Mîrimîrânı Mahmûd Paşa tarafından Kalemkâr İlyas’a fevkalâde sanatkârâne şekilde yaptırılan gümüş kafes bulunmaktadır. Kafesin alınlığında şâir Mânî’nin otuz iki beyitlik Türkçe şiiri mevcuttur. Gümüş kafesin hemen altında yer alan ve 18. yy.da yaptırılan Gümüş Eşik iki basamaklıdır.

Mi‘râc-ı Sîmpâye de denilen bu eşik, bir hürmet ifadesi olmak üzere Şeb-i Arûs törenlerinde Hz. Mevlâna’nın Cenâb-ı Hakk’a vuslat vaktinde yapılan duâdan sonra ziyaretçiler tarafından tazimle selâmlanıp öpülür.

POST KUBBESİ

Hz. Mevlânâ’nın türbesi ile semâhâne arasında kristal âvîzenin asılı olduğu mukarnas kavsaralı kubbeye denir. Âvîze, Osmanlı Şeyhülislâmlarından Molla Sâhib tarafından Mevlânâ Dergâhına hediye edilir. Âvîzenin yanında yekpâre mermerden yapılmış iki adet zincir askılık ile bir aynalık sergilenmektedir.

SEMÂHÂNE

Âyîn-i Şerîfin icrâ edildiği semâhâneler “Meydân-ı Şerîf ” alarak da adlandırılırlar. Mevlevîhânelerin aslî mekânlarından olup, türbeye bağlı olarak inşâ edilirler. Türbenin kuzeyinde bulunan ve mimârî bakımdan Kânûnî dönemi özellikleri taşıyan Semâhâne, doğusunda yer aldığı mescidle birlikte Sultan II. Selîm tarafından yaptırılır.

Dört fil ayağı üzerinde yükselen geniş bir kubbe ile örtülü, kare planlı Semâhâneye Post Kubbesinin altından geçilir. Semâhânenin kuzey batı köşesinde mescide geçişi sağlayan küçük bir kapı mevcuttur.

Kubbesinde 16. yüzyılda yapılmış geometrik, rûmî ve hatâyî motiflerin kullanıldığı kalemişi bezemelerin merkezinde mavi zemin üzerine beyaz renkle istif edilmiş dairevî bordürde kırmızı renkte altı defa “Yâ âlimen bi-hâli aleyke ittikâli” (Ey benim hâlime vakıf olan, sadece sana güvenir sana dayanırım) yazısı yer almaktadır.

Semâhânenin yan duvarları 1888 yılında Konyalı sanatkâr Mahbûb Efendi tarafından yapılan Mevlevî büyüklerinin isimlerinin yazılı olduğu madalyonlarla bezelidir.

MESCİD

Giriş kapısı ile avluya açılan, Çerağ kapısından Türbeye, kuzey doğusundaki küçük kapıdan da Semâhâne’ye geçilen Mescid, Semâhâne ile birlikte Sultan II.Selîm tarafından yaptırılmıştır.

Kalem işi süslemeler bulunan geniş ve ferah kubbesi, mermer mihrâbı ve kürsüsü, ahşap müezzin mahfeli ile dikkat çekici bir zarâfete sâhiptir. Semâhâneye göre zemîni yüksek tutulan mescidin kuzeybatı köşesindeki bir merdivenle yirminci yüzyıl başlarında yapılmış olan tek şerefeli minâreye çıkılır.

Mescidde namazları edâ etmenin yanında ism-i celâl zikredilir ve mesnevî okunurdu. Mescid, gerekli düzenlemeler yapılarak 2014 Şubatında yeniden ibadete açılmıştır. Mescidin üzerini örten yüksek kubbenin içi ile kubbede bulunan pencerelerin etrafı, bitkisel kalem işi motiflerle süslenmiştir.

MATBAH-I ŞERÎF (MUTFAK)

Sultan 3. Murad tarafından Dervîş hücreleri ile birlikte 1584’te bazı bölümleri iki katlı olarak yaptırılan Matbah, 1867’de onarım görür. Basık kemerli, mermer sö- veli giriş kapısından sonra üzeri beşik tonozla örtülü koridorla girilen Matbah’ın sağ tarafında Âteşbâz Velî Makâmı olarak kabûl edilen, yemeklerin pişirildiği ocaklar ile sol tarafında canların kaldıkları ikinci kata çıkılan merdivenin altında “Saka postu” olarak adlandırılan sekili kısım bulunur.

Mutfağın güneyinde çapraz tonoz örtülü, yerden yüksek ahşapla kaplanmış seki hâlindeki bölümde semâ talimi yapıldığını gösteren iki adet semâ talim çivisi bulunmaktadır. Doğu, güney ve batı yönüne açılan sekiz pencere bulunan Matbah’ta günümüzde Kazancı Dede, Pazarcı, Nevniyâz, semâ talîmi yapan dervişler ile Mevlevî sofrası ve sohbet âdâbı canlandırılmaktadır.

Sadece yemek değil, dervişlerin gönüllerinin de pişirildiği bu mekân, hem Mevlevîliğe kabûlün, başlangıcın; hem de vefat eden dervişlerin cenazeleri burada yıkandığı için, Dergâh’tan uğurlanmanın makâmıdır.

MEYDÂN-I ŞERÎF ODASI

Derviş Hücrelerinin güneybatı köşesinde, Matbah-ı Şerîf ’in bitişiğindedir. Dikdörtgen planlı ferah, geniş bir salondur. Dıştan kesme içten moloz taşla inşa edilmiştir. Tavanı Barok ve Ampir üslûbunda kalemişi tabiat manzaraları ve kıvrımlı dallarla; iki kanatlı ceviz kapı kabartma bitki motifleriyle süslenmiştir.

Oda günümüzde misafirlerin ağırlandığı ve önemli protokol görüşmelerinin yapıldığı Müdüriyet Odası olarak kullanılmaktadır. Hz. Mevlâna’nın türbesinin bulunması ve Mevlevîliğin merkezi olması sebebiyle Âsitâne olarak adlandırılan Mevlâna Dergâhı Anadolu başta olmak üzere Balkanlar, Kırım, Arabistan Yarımadası ve Afrika kıtasında açılmış olan bütün Mevlevîhânelerin idare merkezidir.

Konya Mevlâna Dergâhı’nda diğer Mevlevîhânelerin idarî, malî, mes’eleleri, atama, aziller vb. bütün hususlar Meydân-ı Şerîf Odasında görüşülürdü.

DEDEGÂN HÜCRELERİ (Derviş Hücreleri)

Müzenin batı ve kuzey yönünde yer alan dervîş hücreleri 1584’te Sultan III. Murâd tarafından yaptırılır. Hücreler, Mevlevîlikte 1001 gün süren ve çile adı verilen mânevî terbiyeyi tamamlayarak Dede unvânı alanlara tahsis edilir.

Hücrelerin bir kısmı Aşçı Dede, Çelebi, Postnişîn, Sertarîk, Türbedâr Hücresi olarak kullanılır. Diğer hücrelerde ihtiyaç hâlinde iki üç dervîş bir hücrede kalırlar.  Kapıları avluya açılan derviş hücrelerinde biri avluya diğeri dışarıya açılan iki pencere ile iki yanında mum ve kibrit koymak için küçük nişler bulunan bir ocak mevcuttur.

Geleneği ihyâ etmek maksadıyla Çelebi Hücresinde 2014 Şubatından itibaren Kur’ân-ı Kerîm tilâveti başlatılmıştır. 2011 yılında yapılan teşhir tanzim çalışmasında Derviş Hücreleri sırasıyla Aşcı Dede, Hücrenişîn, Sultan Veled, Çelebi, Türbedâr, Sertarîk, Şems-i Tebrîzi, Vakıf Kâtibi Odası biçiminde düzenlenmiş, kalan hücrelerde de Mevlevî Kıyafetleri, Mevlevî Eşyaları, Dergâh Eşyaları, Mutrib Heyeti, Mesnevâhân, Hat ve tezhip, Çerağ malzemeleri sergilenmeye başlanmıştır.

ŞADIRVAN

Dergâh şadırvanı 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır seferi dönü- şünde yaptırılır. Şadırvanın suyu Çayırbağı mevkiinden getirilerek Mevlevîhâ- ne’ye vakfedilmiş, getirilen su hem dergâhta kullanılmış hem de civar mahalle sâkinlerine dağıtılmıştır.

Dergâh avlusunda bulunan 16 dilimli şadırvan 1595 yılında Sultan 3. Mehmed ile 1868 yılında Sultan Abdülaziz tarafından tamir ettirilmiştir. Şadırvanın yapım ve onarımlarını gösteren kitabesi güney tarafında bulunmaktadır.

ŞEB-İ ARÛS HAVUZU

Derviş Hücrelerinin ve Matbah-ı Şerîfin önünde yer alan altıgen plânlı, gök mermerden yapılmış bir havuzdur. Havuzun suyu ejder başlı bir lüleden akar. Önceleri, Hz.Mevlânâ’nın vefat yıldönümlerinde bu havuzun etrâfında semâ edildiği, bu sebeple “Şeb-i Arûs Havuzu” dendiği rivâyet olunur.

SELSEBİL

Kuzey taraftaki Derviş Hücrelerinin ön kısmında bulunan ve adını cennet çeşmelerinden alan selsebil Saîd Hemdem Çelebi (1814-1859) tarafından yaptırılmıştır. Lülelerden akan suyun şırıltısı insana bir mûsıkî zevki verirken küçük kuşların su içmeleri ve serinlemeleri bir başka güzelliği yansıtmaktadır.

Selsebilde, aynalığındaki çanakçıkların yukarıdan aşağıya 1-2-3-2 1 tertîbiyle sıralanması, bir noktadan çıkan suyun, lüleler marifetiyle çanaklara dağıldıktan sonra tekrar büyük bir çanakta toplanması sûretiyle vahdet-kesret-vahdet (birlik-çokluk birlik) olgusu vurgulanmaktadır.

FATMA HÂTUN TÜRBESİ

Sekizgen planlı türbe 1585’te Karaman Beylerbeyi Murad Paşa’nın kızı Fatma Hâtun için yaptırılmıştır. Kapının söveleri ve basık kemeri mermerden olup üzerine ters-düz lâle motifleri işlenmiştir. İç kısmı kalem işi süslemelerle tezyîn edilen sekizgen planlı türbenin on altıgen kasnak üzerine oturan kubbesi kurşun kaplıdır.

Kubbe geçişlerinde madalyonlar içerisinde Besmele, Allah, Muhammed, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin isimleri yazılıdır. Türbede Fatma Hâtun’a âit mermer mezar sandukası bulunmaktadır.

SİNAN PAŞA TÜRBESİ

1573-74 yıllarında Karaman Beylerbeyi Sinan Paşa için yaptırılan sekizgen planlı türbenin on altıgen kasnak üzerine oturan kubbesi kurşun kaplıdır. Türbe gövdesinin dört yüzünde üstte sivri kemerli, diğer üç yüzünde ise alta sivri kemer alınlıklı pencerelerle, üstte dairevî pencereler açılmıştır. Pencerelerin sivri kemerlerinde ve alınlıklarında iki renk taş kullanılmıştır. Türbede Sinan Paşa’ya âit mermerden yapılmış mezar sandukası vardır.

HASAN PAŞA TÜRBESİ

Sinan Paşa Türbesi ile aynı tarihte Karaman Beylerbeyi Hasan Paşa için yaptırılmıştır. Dergâh’ın güneybatı köşesine bitişik sekizgen planlı inşâ edilen türbenin zemini taş döşeli olup mezar sandukası yoktur. Türbenin avluya açılan ana giriş kapısı batı yönündedir.

HÜRREM PAŞA TÜRBESİ

Karaman Beylerbeyi Hürrem Paşa için 1528’de Sadrâzam İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Matbah-ı Şerîfin doğusunda yer alan sekizgen plânlı tipik Osmanlı türbesinin girişinin önünde iki sütunlu, dört sivri kemer üzerine basan kubbeli bir revak bulunmaktadır. Türbenin doğu, batı ve güneyinde üç penceresi mevcut olup, sivri kemerli kapı alınlığının içi rûmî motiflerle süslenmiştir.

Türbede bulunan mermerden yapılmış iki mezar sandukasından biri Hürrem Paşa’ya, diğeri Kânûnî dönemi devlet adamlarından Hacı Bey’e âittir.

MEHMED BEY TÜRBESİ

Dergâhın güneydoğusundaki Hadîkatü’l-Ervâh (Ruhlar bahçesi) içerisinde yer alır. 1534-35 yıllarında Mehmed Bey için baldeken tarzında yanları açık yaptırılan türbenin kitâbesi yoktur. Türbede bulunan mermer mezar sandukası 1534 yılında vefat eden Bosna’lı Mustafa Paşa’nın oğlu Mehmed Bey’e âittir.

EFLÂKÎ DEDE TÜRBESİ

Müzenin doğu yönünde Gül bahçesi içerisinde yer almaktadır. Mevlevîlik hakkında önemli bilgiler ihtivâ eden Menâkıbü’l-Ârifîn (Âriflerin Menkabeleri) adlı eserin yazarı Ahmed Eflâkî Dede’ye âit türbenin 1361 yılında yaptırıldığı düşünülmektedir

ÇELEBİ KONAĞI

Mevlâna Külliyesinin kuzeybatısında, Derviş Hücrelerinin arka tarafındaki bahçede yer almaktadır. Tek katlı Bağdâdî olan yapının ortada geniş dikdörtgen bir salonu ile iki yanında yer alan ikişerden dört odası bulunmaktadır.

Salonun tavanı Meydân-ı Şerîf odasının tavanı gibi kalemişi süslemelerle bezenmiştir. Mevlâna Dergâhı Postnişinine tahsis edilmiş ev olan ve ilk defa ne zaman yapıldığı kesin olarak bilinmeyen Çelebi Konağı, 1835, 1948 ve 1992 yıllarında tamir görmüştür.

İHTİSAS KÜTÜPHANESİ

Konya Mevlâna Dergâhında ilk resmi kütüphane 1854 yılında Postnişîn Mehmed Said Hemdem Çelebi tarafından kurulmuştur. Çelebi, dergâhta bulunan kitaplar ile dergâha vakfettiği kendi kitaplarından bir kütüphane kurmuş ve bütün kitapları mühürleyerek kayıt altına almıştır. Kütüphanede 2776 el yazması bulunmaktadır.

El yazmalarının tamamı dijital ortama aktarılarak araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. 2012’de gerçekleştirilen yeni düzenlemeyle kütüphane yeniden restore edilen eski mutfak/yemekhane binasına taşınmıştır.

HADÎKATÜ’L-ERVÂH (Ruhlar Bahçesi)

Mevlevîlerce, Âlem-i Ervâh’a göçüp sırlanarak Rablerine kavuşanlara “susmuş” manasına gelen “hâmûş”, defnedildikleri mekâna da “suskunlar/susmuşlar” yeri mânâsında “hâmûşân” tabîri kullanılır. Hz. Mevlânâ’nın türbesinin yanında yer kalmayınca vefât eden mevlevîler güney tarafta bulunan hâmûşâna defnedilir.

Hadikat’ül-Ervah 1928-1932 yılları arasında kaldırılmamıştır. 2015 yılında yeniden tanzim edilelen müze envanterinde kayıtlı bulunan mezar taşlar ileı hâmûşân yeniden oluşturulmuştur. Hz. Mevlânâ âşıkı Nef ’î ile Hz. Mevlânâ’dan derinden etkilenen Pâkistan’ın millî şâiri Muhammed İkbâl için yaptırılmış olan Makam Mezarları bulunmaktadır.

NEYZENLER, TÜRBEDÂRLAR VE SERTARÎKLER MEZARLIĞI

Neyzenler mezarlığı olarak adlandırılan bu alanda Dergâhta vazifeli olan ve büyük itibar gören neyzenlerle birlikte Türbedâr, Sertarîk ve Mesnevîhân gibi önemli vazifelerde bulunanlar da defnedilmiştir.

Burada, Neyzenbaşı Halepli Abdi Dede ile ünlü neyzenlerden Hasîb Dede, Hocacihanlı Hasan Dede, Esrâr Dede, Türbedâr Karamânî Ali Dede, Sertabbâh Hasan Ziyâ Dede, Sertarîk ve Mesnevîhân Hâcı Eyyûb Sabrî Dede, Sertarîk Nesîb Dede, Türbedâr Güzelhisârî Osmân Dede’nin mezar taşları bulunmaktadır.

VÂLİDELER MEZARLIĞI

Valideler mezarlığı mescidin kuzeyindedir. Postnişinlik yapan çelebilerin anneleri, eşleri ile kızlarının defnedildikleri mezarlıktır. Mezarların baş ve ayak taşlarının üst taraflarında gül ve çiçek motiflerinin sevilerek kullanılmış olduğu görülür.

Müzenin Açılış ve Kapanış Saatleri:

Yaz Dönemi: 09.00 19.00
Kış Dönemi: 09.00 17.00
NOT: Pazartesi günleri Mevlâna Müzesi saat 10.00’da açılmaktadır.

0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları Gör
0
Bu yer hakkında yorum yapın. Yorumunuz bizim için çok değerli.x
()
x